İstanbul.
İstanbul…
Ah İstanbul…
Garip gelebilir; ama artık hayatımda çay çok güzel olmuş diye bir deyim var.
Ne garip bir söz değil mi? “Çay çok güzel olmuş.”.
Sıradan bir çay. Bir bardak kırmızı çay.
Herkesin bildiği, yaptığı çay işte, nasıl güzel olabilir ki?
İstanbul’a geldiğimden beri gözüme çarpan unsurlardan en önemlisi insanların yalnızlıkları. İstanbul’da insanlar gerçekten yalnız.
Gülüşler yalnız. Üzüntüler yalnız. Yaşanmışlıklar yalnız.
Zenginlik de yalnız, fakirlik de yalnız.
Acılar da yalnız, sevinçler de yalnız.
Metrobüsde, otobüsde, tramvayda, vapurda… Koltuklar hep dolu, insanlar kalabalık; ancak herkes yalnız.
Kafeler yalnız, camiiler yalnız, parklar yalnız. Mekanlar kalabalıklar; ama herkes yalnız.
Evimde ruhumun sıkılmaya başladığı bir anda çıktım evimden dışarı. Kalabalık sokaklarda yalnız olmayan insanlar aradım. Karşımda küçük; ama insanların muhabbet ettiği bir çay evi gördüm. Kendisi bölge esnafının çaycısı imiş. Girdim içeri ve bir bardak çay istedim.
Kendi evimde yaptığım, sürekli içtiğim; kendi yaptığımın aynısı bir çay geldi. Ancak çayın getirdiği muhabbet ise kelimelere sığmaz. Laf lafı açtı. Çok sıcak karşılandım. İlk defa İstanbul’da “sürekli gelsem hiç fena olmaz.” dediğim bir mekandı burası.
Uzun süre sonra İstanbul’da halimi, hatırımı soran, anlattıklarıma değer veren bir insan görmek çok farklıydı. Çay bittikçe yeniden koyuluyor; yeni muhabbetlere yelken açılıyordu.
Muhabbetin yumuşamaya başladığı anda artık müsaade istemiştim. Gitmem gerekliydi.
İçtiğim çay, muhabbet boyunca harika geliyordu. Yaşam sıvısı gibi akıyordu boğazımdan aşağı.
“Çay çok güzel olmuş be usta, ellerine sağlık” dedim.
Beklemediğim farklı bir soruydu bu: “Nasıl yani?” denildi.
Sıradan bir çaydı işte. Çaya ne zamandan beri çay çok güzel olmuş deniliyordu? Ya da bir çay ne zaman demleyenine iltifat getirmişti? Adam haklıydı, nasıl yani?
Anladım ki, bir bardak çayı bile diğerlerinden farklı kılan bir unsur vardı: Muhabbet.
Buradaki insanlar muhabbet etmeyi unutmuşlardı. Hal hatır sormayı unutmuşlardı. Güvenmeyi, değer vermeyi, birbirlerinden bahsettirmeyi artık insanlar hayatlarından çıkarmışlardı.
İlk defa bunu yüreğimde hissettim.
“Usta çayın gerçekten güzel ve çok farklı. Ellerine sağlık.” dedim.
Garip bir gülümseme ile, afiyet olsun dedi çaycı.
Ve artık…
Ne zaman yüreğinde sıcaklığı hissettiğim, muhabbetlerine doymadığım, kendimi yalnız hissetmediğim kişilerin çayını içsem; çay çok güzel olmuş. Çok farklı geldi. Ellerine sağlık diyorum.
İnsanlar bir bardak çay için bile bir araya gelmeli. Muhabbet etmeli. Yalnızlığı değil, birlikteliği seçmeli.
Yani artık hayatımda “çay çok güzel olmuş” diye bir deyim var.
YAZARI: Ahmet FAYDALI | 22 Mayıs 2011 | İstanbul



afiyet olsun…
herkes birbirine kazık atma çıkar sağlama peşinde ondan kimse kimseye güvenmiyor. borç verdiğin insan seni dolandırıyor mesela ondan herkesin fikri şu şekilde kötü arkadaşın olacağına hiç olmasın daha iyi. bence çok doğru. ondan kimse kimseyle muhabbete girmiyor. başıma iş almayayım, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye düşünüyor. yaşamanın ve kazanmanın çok zor olduğu bu zamanda insanlar kaybetmekten korkuyor. insan ilişkileri de çok kötü. birisiyle konuşurken nasıl konuşacağını bilmeyen, konuştuğu kişiye saygı göstermeyen, eğitimsiz bir sürü insan var. herkes çıkar peşinde. bu yüzden bence.
Aynen kardeşim. Aynen bu anlattığın gibi durum. Böyle olmamalıydı. Detaylanmamalıydı hayat.
Her zaman olduğu gibi çok iyi… Eline , emeğine sağlık..
Sağ ol kardeşim. Teşekkür ederim.
canım çay istedi hocam..
camfrog sönmez–çay konuşuyor moruk–
:))
Deneme yazarı olma yolunda tekerin patlamış olsada, gerekli alet edevat mevcuttur umarım.
Kolay gelsin.
Teşekkür ederim kardeşim :) Yine beklerim
eyvallah.
tercuman olmuşsun
Teşekkür ederim sevgili kardeşim.